Seninle ilgili

Belki bir Hüsnü Arkan kadar güzel ifade edemem ama senin gibisinin olmadığını söyleyebilirim.

Şuan sevgilim saat 02:32 ve ben hala senden gelecek olan mesajı bekliyorum. Sana bu bekleyiş nafile. Bekledikçe büyüyor içimde sana karşı ne varsa. Sevgi ve nefret. Sen sevgisi,sana nefret…

Bu iki düşman çarpışırken içimde susuyorum. Söylemek istediğim ne varsa. Aklımdan binlerce cümle kuruluyken, sana hiçbirini söyleyemiyorum.Sen bana o kadar vicdansızken…

Saatler sonra Güneş’i doğmuş bir güne uyandığımda aynı şehirde olacağız ama kavuşmak…Kavuşmak,bizim için yanyanayken bile yalan oluyor.

Advertisements

Keşke

Keşke diyorum. Keşke yalnız başıma kalsam İstanbul’un o muazzam boğazında. Düğümlensem ona. İçine karışsam.Kimsecikler olmasa. İstanbul’un kendi gürültüsü bile olmasa diyorum. Ben sadece ben olsam. Bütün yalanlarımdan arınmış, bütün sahteliğimden temizlenmiş olsam. Kimsecikler olmasa. Bakışlar beni boğmasa. Kaybolsam gitsem bir buruk şafak vaktinde. Kimseler anlamasa. Mesela ufak bir teknem olsa açılsam İstanbul’un orta yerine. Düşünmesem, düşüncelerimden arınsam. Boğulmasam, kaybolmasam. Hiç acı çekmesem mesela. Acı nedir bilmesem.

Sevmesem mesela o adamı. Kalbim hiç ağrımasa. Gözyaşlarım akmasa sevdiğim için onu. İçime oturmasa hasreti. Adını bilmesem. Bilmesem keşke gidişini.Hissedemesem.

Olur muydu?

Olur muydum ben, şu anda olduğum kişi. Ben var olur muydum? Hiç sevmeseydim onu. Adını hiç bilmeseydim. Göz yaşlarım akmasaydı hiç mesela. İçim acımasaydı kim olurdum? Sevmeyi öğrenmeseydim, bir kez de olsa ona bakmamış olsaydım. Ne olurdu? Hayat olur muydu? İstanbul’u hisseder miydim ki avuçlarımda? Ya da bir şiirden tat alabilir miydim? Şarkılar bana aynı hissi verebilir miydi?

Eğer ben onu sevmeseydim? Hissedebilir miydim? 

Hissizlik

Hissizleştiği söylenen insanlar her zaman dikkatimi çekmiştir. Hissizler miydi? Yoksa çok fazla hissin yan etkisindeler miydi? Bu aynen üstün zekalı olmakla aptal olmak arasındaki ince çizgi gibiydi. Kayıp düşebilirsin.
Duygu yoğunluğu yaşadığımız belli anlar olmuştur. Bu ana ölümü örnek gösterebilirim. Dedem gözlerimin önünde can verdiğinde mesela önce gözlerimi kapadım. Sonra arkamı döndüm ve bir kahkaha patlattım. Bu an bir gamsızlık mıydı? Yoksa bir duygu yoğunluğu etkisi mi?
Hissiz, gamsız veya kalpsiz diye adlandırdığımız insanlar bizden daha mı hassaslardı?
Bence bu tamamiyle korkaklığın verdiği bir dürtü. Acıyı göstermenin korkaklık olarak adlandırıldığı bir evrende yaşıyoruz. Insanlık bize ortalık yerde ağlamayı yasaklıyor. Ortaya da makineleşmiş ruhsuz görünümlü varlıklar çıkıyor. Bu makine adamların içinde kıvranan, dışarı çıkmayı bekleyen hisler var. Karanlık kutulara kapatılmış, ellerin yetişmediği raflara kaldırılmış. Bu da tekdüze hayatlarımızı tutuşturuyor elimize.

Yani kısaca ağlayamıyorsanız vay halinize..

6 Eylül 2014

Aslında çoğu şey hakkında konuşmaktan çekinen biriyim. Etrafımda kalın örtüler var. Insanlar hayatımın sadece az acı tarafını biliyor. Bu ürkütücü. Saklanıyor olmak. Hayatındaki kişiler sana bakarken nasıl saklanabilirsin ki?

Hayatım bu silsile içinde akıp gidiyor. Bunaltıcı derecede melankoli bütün bedenime hücum ediyor. Hergün…

Aslında ergenliğe girdiğimden beri bu böyle. Bu da samimiyetimi öldürüyor.Kimseyle %100 samimi değilim. Bu da beni yalancı biri yapıyor. Bu da benim kendimden nefret etmemi sağlıyor.

Ailemle aramda uçurumlar var. Arkadaşlarımla da öyle. Kalbime dokunan tek işinin, beni anlayan tek kişinin çok uzağındayım. Az arkadaş, çok yalnızlık benimkisi.

“Bu dediklerin çok ergence.”

Diyen biri çıkmalı ama çıkmaz herhalde. Burda da yalnızım ben. Bu söylüyorum ama biri çıksın isterdim. Gerçekten. Beni anlayan bir mal çıksın isterdim. Bana nasıl dürüst olacağımı öğreten birini isterdim ya da anneme karşı nasıl sabırlığı olacağımı öğreten birini isterdim ama o kişi sanırım yok.

Berbat, hastalıklı, zavallı bir ilişkiden-yaptığımız şeyin adı hakkında bir fikrim yok.- yeni çıktım sayılır. Aslında benim yeni saydığım 8 ay oldu bile ama benim için hala yeni. Yenilik ve eskilik insana göre değişir nihayetinde.

Çok karanlık bir kutudaydım.Ne yaptığı, ne hissettiği belli olmayan birini sevmiştim. Yüzüne sadece bir kere baktım. Onu bile hatırlamıyorum çok net.

Içimde sürekli beni rahatsız eden bir yer var.Hani tişörtlerin etiket kısmı boynumuzu kaşındırır ya ve kesmeden de o rahatsızlık geçmez. Işte tam da öyle ama bunu geçirmek için elimde bir makas yok. Bu da acımı alevlendiriyor. Bazı geceler geçmesini bekliyorum. Gözlerimi kapatıyorum ve kalbimin teklemelerini, hiç durmayan sızısının geçmesini bekliyorum ama sanki ben çabaladıkça yoğunluğu artıyor. En acısıda içimde konuşmayı hiç kesmeyen bir sürtüğün bulunması. Tek taraflığı acının dayanılmazlığını yüzüme vuruyor. O konuştukça aklıma fikirler düşüyor. Eğer aynı acıyı oda hissetseydi acım hafifler miydi?
Bence bunun bir cevabı yok. Çünkü soru saçma.